Başlamış olan bu trafik Batı metropolleri standardında bir “palace” ihtiyacı artmıştı. Mimari çizimlerini Alexandre Vallaury’nin yaptığı otelin 1893’te başlayan inşaat çalışmaları 1895 başlarında bitirildi.
İstanbul’un en önemli tarihi binalarından biri olan Pera Palas restore ediliyor.Tarihi boyunca Agatha Christie, Alfred Hitchcock, Mata Hari gibi ünlüleri misafir etmiş ve pek çok tarihi olaya tanıklık etmiş eserin restorasyonunu üstlenen Eflatuni Yapı’nın,”hamaratlı” yöneticileriyle görüştük. Pera Palas, İstanbul Beyoğlu’nda, Tepebaşı’nda Meşrutiyet Caddesi üzerinde. İstanbul’un 19. yy’da Batı’nın ekonomik egemenliğine en fazla açıldığı dönemde, konforlu bir otele ve restoran salonlarına doğan ihtiyaca cevap olarak ortaya çıktı. 1883’te Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi (La Compagnie Internationale des Vagons-Lits), konforlu vagonlarla yapılan Şark Ekspresi seferlerini ilk kez Romanya’ya kadar uzatmış, yolcularınnı da vapur aktarmalı olarak İstanbul’a ulaştırmıştır. Ancak o dönemde İstanbul’da zengin müşterilerin taleplerini karşılayabilecek kapasitede bir otel yoktu. Eski günlerdeki ihtişamına kavuşacak Başlamış olan bu trafik Batı metropolleri standardında bir “palace” ihtiyacı artmıştı. Mimari çizimlerini Alexandre Vallaury’nin yaptığı otelin 1893’te başlayan inşaat çalışmaları 1895 başlarında bitirildi. (Otelin kuruluş tarihi olarak 1892 yılı kabul edilir.) Uluslararası Yataklı Vagonlar Şirketi de kendi işletme şirketini kurarak otelin yarı mülkiyetine sahip oldu. Açılışından I. Dünya Savaşı’na kadar geçen yaklaşık 20 yıl, otelin en parlak dönemi olmuştur. Devrinin bütün konforuna, ayrıca bir şark sarayının gizemli atmosferine sahip olan tesis, Osmanlı ricali ve İstanbul’da yaşayan yabancıların ilgisini cekmişti. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Fransa ile savaş halinde olması ve Şark Ekspresi seferlerine ara verilmesi oteli mali olarak zor duruma soktu. 1915 yılında işletmesi Mersinli Bodossaki Anastassiadis’e verildi. Aralık 1917’de Mustafa Kemal Paşa oteli ilk kez ziyaret etmiş ve Şişli’deki evine taşınıncaya kadar burada kalmıştı. Kasım 1922 yılında ansızın firar eden Bodossaki Anastassiadis’in maliyeye olan yüklü borçlarına dayanılarak 16 Nisan 1923’te mülkiyeti hazineye geçti. Atatürk’ün sayısız kez ziyaret etmiş olduğu otel, bu tarihte Mustafa Kemal Paşa’nın Suriye’de savaş sırasında tanıdığı Beyrut asıllı Misbah Muhayyeş’e işletmesi verilir, 1927’de de otelin mülkiyeti Muhayyeş’e devredildi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında eski dönemlerin zenginleri ve frenklerinin sahneden çekilmesiyle müşteri trafiğinde belirgin bir sönükleşme görüldü. 1954’ten 1980’lere kadar Misbah Muhayyeş’in kurduğu vakıf tarafından yönetilen otel 1982’de Süzer Grubu’na satıldı. Atatürk’ün ziyaretlerinde kaldığı oda 1981’de müşterilere kapatılarak müzeye çevrildi. Uzun bir kamulaştırma süreci sonunda 1994’te mükliyeti sembolik bir bedelle Turizm ve Kültür Bakanlığına geçti. 2006 yılında işletme hakkı Süzer Grubu’ndan İhsan Kalkavan’a geçerek, iki yıl sürecek bir tadilat dönemine girdi. Pera Palas hamaratlı Ellerde Toplam 115 odaya sahip olan Pera Palas Oteli renovasyon ve restorasyon sürecinde bulunuyor. 2010 yılının ilk çeyreğinde yeniden hayata döndürülecek. Görüşmek için randevulaştığımızda açıkçası bu kadar genç birileriyle görüşeceğimizi bilmiyorduk. Birbirinden güzel, işinin ehli iki kadınla karşılaşınca şaşırdık. Fakat sohbet ettikçe anladık ki, bazı zamanlar yürekten gelen heyecan ateşi, bilgi birikiminin fitilini ateşleyince altından kalkılmayacak iş olmuyormuş. Bir de kadının doğasından gelen sabır ve incelik tam da bu noktada kendini bütün asaletiyle gösteriyor. Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler’de çeşitli oda, dolap ve kapıları, Topkapı Sarayı Kubbealtı, Fener Balat, Laleli Camii, Galatasaray Üniversitesi gibi işlerin altında da imzaları bulunan Özlem Akman Atalağ ve Neriman Doğan ile görüştük. Restorasyon işinin inceliklerini bizimle paylaştılar. Sistem nasıl işliyor... öncelikle okurlarımızı bu konuda bilgilendirir misiniz, Restorasyon işi çok zor mu? Uygulamayı yapan 4 farklı şirket var. İnşaat, elektrik, tesisat şirketleri var. Biz de restorasyon işlerini üstlendik. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden hocalarımız var. Biz restorasyon işinde yaptığımız her şeyi, kullandığımız her malzemeyi onlara sormak zorundayız. Bu bir ekip çalışması. Birbirimizle bağlantılı olarak çalışıyoruz. Daha önceden Pera Palas’ın restorasyonu için hangi malzemeler kullanılacak zaten bunlar belliydi. Ama uygulama sürecinde karşınıza çok farklı şeyler çıkabiliyor. Bu noktada da hocalarımız bize danışmanlık yapıyorlar. Sistem bu şekilde işliyor. Vali Muammer Güler İstanbul’da restorasyonu yapılması gereken 15 bin eser olduğunu açıkladı. Bunların arasındaki en önemli eserlerden biri de Pera Palas. Pera Palas’ın restorasyon sürecinden bahseder misiniz? Bizim için çok önemli bir proje. Her eserin bir kimliği ve tarihi var. Pera Palas’ta bir çok şey yaşanmış, birçok şeye tanıklık etmiş bir yer. Örneğin Atatürk yaklaşık 2-3 yılını burada geçirmiş. Şu anda odasını restore ediyoruz. Tekrar müze olarak kullanılacak. Yine Türkiye’nin oteli. İlk asansör burada yapılmış. Bunun için Pera Palas bizim için çok önemli bir yapı. Yıllarca binanın her önünden geçtiğimde bu porjenin içinde yer almayı düşündüm. Daha sonra restorasyon işi başladığında biz de bu projede yer almak istiyoruz diye gittik kendimizi anlattık. Daha sonra 4-5 aylık bir hazırlama aşaması oldu. Kendimizi tanıttık. Gerekli değeri gördüğü için de çok mutluyuz. Manevi değerleri çok yüksek bir bina. Böyle bir projenin restorasyon işini almak zor olsa gerek. Biraz o süreçten bahseder misiniz? Bu işi alabilmek için 4-5 ay kendimizi ifade edebilmek için çalıştık. Genç olduğumuz için bize güvenmeleri biraz zor oldu. Küçük ve deneyimsiz gibi düşündüler. Aslında bundan önce Topkapı Sarayı’nda çalıştık 4 yıl kadar. Biz buraya geldik ve bu projenin bizem en büyük hayalimiz olduğunu anlattık. Ve daha sonra burada neler yapabiliriz, kullanacağımız malzemeleri rapor halinde hazırladık ve sunduk. Bizden başka 12 firma daha vardı. Bize güvendiler ve işi biz aldık. Uygulama aşamasından bahseder misiniz? Ne tür sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz? Restorasyon zaten zor bir iş. İskeleye çıkıp bakmadıkça hiçbir zaman neyle karşılaşacaınızı bilemezsiniz. Alttan baktığınız zaman her şey çok iyi, sağlam görünebilir. Ama yukarı çıkıp çalışmaya başladığınızda birçok problemle karşılaşabiliyorsunuz. Her zaman farklı şeyler karşınıza çıkabiliyor. Bu işin en güzel yanlarından biri de bu. Biz bir bölüme başladığımız zaman öncesinden bir araştırma yaparız. Bizden önceki dönemlerde nasıl bir çalışma uygulanmış diye. Daha sonra bu bölümün neye ihtiyacı ar onu tespit ediyoruz. Çatlak mı, malzeme çürümüş mü? Bundan sonrada malzemenin özgün yapısına uygun malzemeyle çalışmalarımı raporluyoruz. Teknik koordinatörümüz var. Bu raporu onlara sunuyoruz. Onlar da hocalarımıza sunuyorlar. Sonra ortak karar veriyoruz. Yani nalburdan şu malzemeyi al ge diye bir şey yok. Birçok aşamadan geçtikten sonra kullanılacak malzemeye karar veriyoruz. Onun için oldukça ayrıntılı, meşakkatli bir iş. Tarihe dokunuyorsunuz, dokunurken tarihe uygun bir dokunuş olmalı. Daha çok yerli mi yoksa ithal ürünleri mi tercih ediyorsunuz? Restorasyon işinde malzemenin çoğu İtalyan veya Alman markalarıdır. İtalya bu konuda çok geliştiği için daha çok İtalyan malzemeleri tercih ediliyor. Restorasyonda kullandığımız malzemenin çok iyi ve kaliteliolması gerekiyor. En son teknolojinni kullanıldığı ürünler, en yeni teknikler kullanılıyor. En iyi malzeme, en kaliteli ürün neredeyse onu bulup bkullanmak tarihe karşı görevimiz aynı zamanda. Tamammen hazır malzemelere bağlı kalmıyoruz, kendi bünyemizde yaptığımız mazlemeler de var. Bazı malzemeleri de hazır olarak almıyoruz. Bazı karşılaştığımız bölümlerde eski ustalarla görüşerek, kendi bünyemizde birebir kendimiz yapıyoruz. Bu şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Genellikle restorasyon işinde yabancıların daha başarılı olduğu yönünde bir inanış var. Siz ne düşünüyorsunuz? Restorasyon daha önce Avrupa’da gelişmiş bir kavram. Biz de daha yeni yeni gelişmeye başladı. Tarihi binaların manevi yanı vardır. Bir yabancı Pera Palas’ın maneviyatını bizim kadar güçlü anlayamaz. Bizim tanıdığımız bir kültüre ait. Bu nedenle de biz daha yürekten çalışıyoruz. Yabancılar da iyi ama Türklerin de bu konuda oldukça iyi olduklarını düşünüyorum. Teknik anlamda yabancılarla yerli arasında bir farklılık var mı? Bizde restorasyon bilinci tam gelişmedi henüz. Restorasyonda en önemli şey zamanın kısıtlı olmaması. Yabancı ülkelerde bir biranın restorasyonu 7 yıl sürebiliyor. Ama Türkiye’de hiçbir restorasyon işi 7 yıl sürmemiştir. En fazla 1-2 yıl sürüyor. 3-5 yıl süren var mıdır bilmiyorum. Nalburiye Dergisi
Bu Haber 25.01.2010 tarihinde kayıt edilmiş ve 1943 kez okunmuştur.